Mnara (Marmara) Antik Kenti; Antalya ili, Kemer ilçesi sınırları içerisinde, Kesme Boğazının 23 kilometre kuzeyinde yer alan Kaplan Dağı üzerindeki Kosara ile Antalya’nın 37 kilometre güneybatısında, bugünkü Bölücektaş Tepesi üzerinde kalan, denizden yaklaşık 1400 m yükseklikteki Kavaklıdağ zirvesindeki, kuzeyden güneye doğru eğimli alana kurulmuş olan bir Likya kentidir. “Mermer” den kaynaklanan ismi doğal yapıya uymaktadır. Şehir surla çevrilmesine gerek duyulmayacak kadar sarp bir yerde kurulmuştur. Buna ek olarak, Antalya Körfezi’nin Çürük Dağ istikametinde, Kabalia Bölgesi’nin ve Alakır Vadisi’nin neredeyse başlangıcında yer aldığı için, Tahtalı Dağ’ın engellemesine rağmen, Doğu Likya’nın önemli bir bölümünü kontrol edebilecek bir konuma sahiptir. Ayrıca orta yaş üzerindeki bir köylü normal yürüyüş ile en çok iki saatte Phaselis’e ulaşabileceğini ifade etmektedir. Böyle olunca, Saraycık’ın Mnara (Marmara) şehri olabileceği fikri kesinlikle devre dışı kalmaktadır. Yapılan araştırmalarla Saraycık’da bulunan antik kentin Kitanaura olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca Phaselis’e çok yakın Fırıncık (Gâvurpazarı)’taki kalıntıların ait olduğu yerleşimin bir şehir suruna sahip olduğundan, antik Mnara (Marmara) kenti olması konusunda şansını kaybetmektedir. Zira Fırıncık (Gâvurpazarı) ve Kitanaura (Saraycık) doğal yapı bakımından da kolay istilaya elverişli durumdadır. Mnara (Marmara)’nın tarihi hakkındaki bilgiler çok kısıtlıdır. Mnara (Marmara), Makedonya Kralı Büyük İskender’in Phaselis’te kışı geçirdiği sürede ismi geçen bir yerdir.
Kavaklıdağ zirvesinde yer alan kentteki kalıntılar, doğu-batı doğrultusunda sıralanmaktadır. Zirvenin güneyi taş ocağı şeklinde değerlendirildiğinden yapıların inşa malzemesinin yanı sıra, edinilen kuzeye doğru koruyucu yükselti özellikle kış aylarında soğuk kuzey rüzgarlarına karșı da bir siper oluşturmaktadır. Güneydoğu uçtaki ilk yapı, üç basamaklı krepidoması belirgin olan, sütun tamburlarındaki yivlere göre lon veya Korinth düzeninde inşa edilmiş tapınaktır. Yön gözetildiğine bakılırsa ve antefix ile diğer süslü elemanları tapınağın prostylos tetrastyle yani önde dört sütunu bulunan bir yapıdır. Tapınağın cella duvarlarının ilk sırasını oluşturan orthostatlar deri veya metal kalkanlarda görülebilecek zengin süslemeye sahip kalkan tasvirleri ile bezenmiştir. Hemen yüzeyde görülebilen başlık hariç yapı elemanlarının tümü mahya kiremidine varıncaya kadar mermerden yapılmıştır. Kentin kuzeybatısında hava ile temas sonrası grileşmeyen, iyi kristalleşmemiş (iyi kireçtaşı veya mermer) taş ocakları bulunmaktadır.
Tapınağın temenosu kuzey ve batı yönden yerli kayanın tıraşlanması ile yapılmıştır. Güney ve doğu yönünde arazinin sarplığı nedeni ile hiçbir şey yapma gereği duyulmamış veya depremler sonucu buradaki duvarlar yıkılarak çok aşağılara kaymıştır. İkinci olasılık daha çok mümkündür. Tapınağın bulunduğu terastan otuz kırk metre aşağıda sütun tamburları ile karşılaşılmaktadır. Tapınağa birçok heykelin hediye edildiği kesindir.
Hemen yüzeyde deprem sonrası belden ve boynundan kırılmış bir Helenistik kadın heykeli (Pudicitia tipli) hâlâ yerde yüzüstü yatar durumdadır. Tapınaktan batıya doğru ilerlendiğinde kar ve yağmur sularını toplayan büyük bir sarnıç mevcuttur. Buradan itibaren kentin kuzeybatı ucuna kadar, yönleri büyük çoğunlukla güneye dönük, 1×1,5×2,20 metre boyutlarında bosajlı bloklardan çok itinalı, yani derz aralarından tıraş bıçağının geçemeyeceği türde örgülü, heroon (kahraman mezarı) olduğundan kuşku duymadığımız birçok yapı kalıntısı vardır. Çam ve sedir ağaçlarının yanı sıra, maki türü ağaçların yoğunluğu birçok yapıyı gerçek yüzü ile tanımlamaya olanak vermemektedir. Ancak çevredeki yazıtları silinmiş lahit kapakları veya parçaları bu fikri desteklemektedir. Kentin kuzeybatı ucunda teras duvarları ile geniş düz bir alan yer alır. İçinde eksedraların yine kalkan tasvirli bitim arkalıklarının bulunduğu agora ve ona göre kuzey uçta hemen bitişiğindeyse bouleuterion olması muhtemel yapının kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca Mnara’da bulunan antik dönemde Sekomata adı verilen taş blok üzerinde dairesel oygulara ve deliklere sahip ölçü taşı çok nadir görülebilen, Mnara’da günümüze kadar sağlam ulaşmış tekil detaylardan bir tanesidir. Sekomata, ticari alışveriş malzemelerinin meclis kararlarında belirlenen standartların uygunluğunun kontrol edildiği bir ölçü kabıdır.
Marmara’da görülebilecek bir diğer önemli kalıntı ise tapınağın tam kuzeydoğusunda daha üst seviyelerde, neredeyse zirvede yer alan yapıdır. Bu görülebilen şekliyle tiyatro gibi yarım dairesel planı olmayan, düz yapılmış, önünde iki yanı uçurumla sona eren orkestra kısmı yer alan, dikdörtgen planlı oturma sıralarından oluşan theatral bir yapıdır. En iyi korunmuş benzerine Pisidia’da yer alan Adada kentinde veya Phrygia’daki Pessinus’da rastlanan bu üstü açık yapı, yine dini bir törenin yapıldığı bir alan olmalıdır. Bu kutsal alan tanrı Men için olabileceği gibi, Selene veya Helios için de kullanılmaya elverişlidir. Side’ ye kadar tüm Antalya Körfezi’ni çıplak gözle görme olanağı sağlayan bu yer (dolunayda) portakal renginde ve koskocaman doğan ay yüzünden Selene veya Men için, belki bazı zamanlarda yine aynı şekilde doğan güneş Helios için kullanılan bir açık hava tapınağı şeklinde algıanmalıdır.
Marmaralıların Phaselislilerin mahsullerini yağmaladıklarını, onlara zarar verdiklerini Diodoros ve Arrianos’un anlatımlarından bilinmektedir. Büyük İskender’in günübirlik seferi sonucu kentin zapt edildiği, gençlerin direnme eğiliminde oldukları, yaşlıların teslim olmayı yeğledikleri hikaye edilmektedir. Hatta Mnaralı gençlerin yaşlıları, kadın ve çocukları gece karanlığında ormana kaçırma, evlilerin, eşleri ile bir arada oldukları geceden ve onları kentten kaçırdıktan sonra, sonuna kadar direnip çaresiz kaldıklarında topluca intihara yönelme kararı aldıkları anlaşılmaktadır.
Büyük Iskender’in kuşatması bir iki gün sürmüştür. Sonuç olarak, Phaselislilerin arzusu doğrultusunda Mnaralıların cezalandırılması olmuş. Bu son, antik kaynaklar için de suskunluk döneminin başlangıcıdır. Bundan sonraki devrede arkeolojik veriler cevap vermektedir. Hemen yüzeyde kentin tapınağının bulunduğu doğu kesimdeki kalıntılar, Marmara’nın Geç Hellenistik – Erken Roma İmparatorluk Çağı’nda hâlâ varlığını sürdürdüğünden kuşku uyandırmamaktadır. Hem yüzey buluntularının, hem de kaçakçıların açtıkları çukurların çevresindeki buluntulardan kentin MS 2. yüzyılda varlığını sürdürdüğü söylenebilir. Erken Bizans Çağı’nda, Marmara’da çok küçük bir yerleşim söz konusudur. Bu yerleşim de büyük olasılıkla MS 8. yüzyılda terk edilmiş olmalıdır. Mnara (Marmara) üzerinde gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında bu tarihten sonraya ait hiçbir buluntu ve kalıntı belgelenememiştir.
Mnara (Marmara) Antik Kenti, 2008 yılında I. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Mnara (Marmara) Antik Kenti Öznitelik Bilgileri:
Yetkili ve Sorumlu Kurumlar:
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü
Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü
Telif Hakları ve Kaynakça:
Bu sitede yer alan Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarına ilişkin tüm görsel içeriklerin (fotoğraflar dâhil) telif hakları, Orhan Deniz KAPLAN’a aittir.
Mnara (Marmara) Antik Kenti’ne ilişkin araştırma sonuçları, veri ve değerlendirmeler; Cevdet Bayburtluoğlu tarafından gerçekleştirilmiş olup “Lykia” adlı eserden alıntılanmıştır.
antalyakulturenvanteri.com bünyesinde yer alan yazılı ve görsel içerikler, hak sahiplerinin izni olmaksızın çoğaltılamaz, kopyalanamaz ve dijital ya da basılı hiçbir ortamda yayımlanamaz.
Not: Bu metin, mevcut veriler doğrultusunda hazırlanmış olup, yeni araştırma sonuçlarına göre güncellenebilir.
Fotoğraflar:























